Geçtiğimiz haftanın sonuna doğru, Kudüs’te rutin görünen bir denetim olayı dakikalar içinde geniş çaplı ve şiddetli bir çatışmaya dönüştü. Usulsüz park nedeniyle ceza yazan bir belediye görevlisi saldırıya uğradı ve tehdit edildi. Polisin olay yerine gelerek bir şüpheliyi gözaltına almasının ardından sokaktaki denge hızla değişti. Yüzlerce kişi toplanarak gözaltındaki kişiyi kurtarmaya çalıştı, polis ekiplerine çeşitli cisimler fırlatıldı ve polis araçları zarar gördü. Küçük bir sivil olay, devlet ile kapalı bir topluluk arasında doğrudan bir hesaplaşmaya dönüştü.
Polis verilerine göre olaylar sırasında 13 polis memuru hafif şekilde yaralandı, bunlardan beşi hastanede tedavi altına alındı. Dört polis aracı ciddi hasar gördü. Takviye ekipler ve çevik kuvvet sevk edildi, kalabalığı dağıtmak için çeşitli müdahale yöntemleri kullanıldı. Dört şüpheli gözaltına alınarak sorguya alındı. Resmi kayıtlarda bu bir kamu düzeni ihlaliydi. Toplumsal açıdan bakıldığında ise daha derin bir olgunun yansımasıydı.
Kudüs’te kapalı Haredi toplumu nedir?
Kudüs’teki Haredi toplumu yalnızca dini bir grup değildir. Kendi iç mantığına sahip, sıkı örülmüş ve dışa kapalı bir sosyal yapıdır. Aidiyet, sadakat ve iç disiplin çoğu zaman devlet hukukunun üzerinde bir bağlayıcılığa sahiptir. Topluluğun bazı kesimleri için devlet doğal bir meşruiyet kaynağı olarak görülmez; daha çok dışsal ve mesafeli bir güç olarak algılanır.
Sosyolojik açıdan bu yapı, iç meşruiyetin cezai caydırıcılığın önüne geçtiği bir topluluk modelidir. Birey devletle tek başına karşı karşıya kalmaz. Arkasında aile, eğitim kurumları, dini liderlik ve ortak normlardan oluşan güçlü bir ağ vardır. Bu nedenle topluluk içindeki statüyü kaybetme korkusu, para cezası ya da gözaltı korkusundan daha ağır basabilir.
Kudüs’te bazı Harediler neden polisten korkmuyor?
Mesele yaptırımın yokluğu değil, yaptırımın nasıl algılandığıdır. Kolektif kimliğin yurttaşlık kimliğinin önüne geçtiği toplumlarda, polisle yaşanan çatışma bireysel bir başkaldırı değil, grup sadakatinin bir ifadesi olarak görülür. Sokakta durmak, hatta daha güçlü bir otoriteye karşı durmak, yetkinin sınırlarını belirleme mücadelesinin parçası kabul edilir.
Bu nedenle bazı kişiler fiziksel darbe, gözaltı ya da soruşturma gibi bedelleri göze alır. Topluluğun kendilerine ahlaki ve sosyal destek sağlayacağını bilirler. Devlet güçleriyle fiziksel temas bile her zaman aşılması imkansız bir çizgi olarak görülmez; toplumsal özerkliği ve kimliği korumanın kabul edilebilir bedeli olarak algılanabilir.
במהלך הפרדת הסדר בירושלים (צילום: שימוש לפי סעיף 27א בחוק זכויות היוצרים) pic.twitter.com/jh2C3resfc
— jerusalem online (@Jlmonline) December 19, 2025
Dünyada kapalı topluluklar var mı, Kudüs istisna mı?
Bu dinamik yalnızca Kudüs’e özgü değildir. Paris ve Brüksel’in bazı mahallelerinde yapılan araştırmalar, devletin hukuk uygulamakta zorlanmasının nedeninin güç eksikliği değil, meşruiyet eksikliği olduğunu ortaya koyuyor. ABD’de Pensilvanya’daki Amiş toplulukları büyük ölçüde devlet sistemlerinin dışında yaşar ve yasaları seçici biçimde kabul eder. Kuzey İtalya ve İspanya’nın bazı bölgelerinde ise yerel kimlik zaman zaman ulusal kimliğin önüne geçer.
Bu örneklerin tamamında ortak sorun meşruiyet boşluğudur. Devlet tek tip hukuk dayatırken, topluluk kendi iç değer sistemine bağlı kalır ve bu iki yapı kaçınılmaz olarak çatışır.
Kudüs’teki olaylar toplumsal sözleşme hakkında ne söylüyor?
Kudüs’te bu gerilim son derece keskindir. Tek bir şehir, çok sayıda kimlik ve devlete aidiyet konusunda farklı düzeyler. Geçtiğimiz haftanın sonuna doğru yaşananlar tekil bir sapma değil, uzun süredir baskı altında olan toplumsal sözleşmenin görünür hale gelmiş halidir.
Bazı katılımcıların kişisel bedelleri göze alması, ani öfkenin değil bir misyon duygusunun sonucudur. Onlar için bu bedel, topluluğun sınırlarını ve kimliğini korumak adına kabul edilebilir.
Başlıktaki cesaret, fiziksel cesaretten ibaret değildir. Bu, bir grubun parçası olmanın sağladığı toplumsal cesarettir; destek, anlam ve içsel meşruiyet duygusundan beslenen bir duruştur. Kudüs’te bu cesaret, sokakları, güç dengelerini ve birbirinden kökten farklı toplulukların tek bir şehirde nasıl bir arada yaşayabileceği sorusunu şekillendirmeye devam ediyor.


