58 Yıl Sonra – Kudüs’ün Eski Şehrinde Bir Mezuza Yeniden Görüldü

1967’den bu yana ilk kez: Fırtına Byron’daki kısa bir duraklamada, kimliği belirsiz Yahudiler Kudüs’ün Pamuk Kapısı’na bir mezuza yerleştirdi
1967’de Kudüs’ün Siyon Kapısı’nda rabbi, askerler ve bölge sakinlerinin mezuza yerleştirilmesini izlediği an (Photo: National Library of Israel)
Altı Gün Savaşı sonrasında Kudüs’ün Siyon Kapısı’nda mezuza yerleştirilmesine tanıklık eden tarihi bir an. Fotoğraf National Library of Israel’in Pritzker Family National Photo Collection arşivine aittir (Photo: National Library of Israel / CC BY 4.0)

Kimliği belirsiz bir grup Yahudi, Çarşamba gecesi geç saatlerde Kudüs’ün Pamuk Kapısı’na bir mezuza yerleştirdi. Bu iç kapı doğrudan Mescid i Aksa alanına açılmaktadır. Fırtına Byron’daki kısa sakinliği fırsat bilerek, karanlık ve soğuk altında bu eylemi sessizce ve planlı bir şekilde gerçekleştirdiler.

Pamuk Kapısı, Filistinlilerin Mescid i Aksa’ya geçişte sıkça kullandığı güzergahlardan biridir. Bu nedenle olay, Yahudi dini bağlılığını ve bölge üzerindeki sembolik bir egemenlik iddiasını ifade eden siyasi, ideolojik ve dini bir anlam taşımaktadır.

Kudüs’ün Eski Şehri’nin kapılarına mezuza yerleştirilmesi hangi tartışmaları doğurdu?

Olay, Haziran 1967’deki Altı Gün Savaşı sonrasındaki ilk haftalarda, Eski Şehir’in bazı kapılarına mezuzaların yerleştirildiği dönemi hatırlatmaktadır.

1967 savaşında Kudüs’ün Eski Şehri İsrail kontrolüne girdikten sonra, birleşik Kudüs’te Yahudi dini varlığını simgesel olarak ifade etmek amacıyla kapılara mezuzaların yerleştirilmesi fikri ortaya çıktı. Bu girişimin öncülüğünü dönemin İsrail Ordu Başhahamı olan Rabbi Shlomo Goren üstlenmişti.

Bu konu kısa sürede dini hukuk açısından tartışmaya dönüştü. Temel soru, büyük şehir kapılarının mezuzaya ilişkin dini yükümlülüğe, ev girişleri, nöbetçi odaları ya da belirgin iç kullanımı olan ders odalarıyla aynı ölçüde tabi olup olmadığıydı.

Girişimi destekleyenler, bu kapıları Yahudi ulusal evinin “simgesel girişleri” olarak görüyordu. Bir dönem nöbet noktası olarak kullanılan Siyon Kapısı gibi yerlerde dini gerekçenin daha güçlü olduğu düşünülüyordu.

Karşı çıkanlar ise büyük şehir kapılarının geleneksel dini kriterleri karşılamadığını, özellikle barınma ya da iç güvenlik gibi belirgin bir kullanımın bulunmadığını savunuyordu. Bazıları ayrıca Mescid i Aksa bölgesi ve çevresinin kutsal bir alan olduğu için mezuzadan muaf tutulması gerektiğini ileri sürüyordu.

Sonuçta bir uzlaşma sağlandı. Bazı kapılara mezuza yerleştirildi, ancak dini yükümlülüğe dair tereddütler nedeniyle çoğu durumda herhangi bir kutsama okunmadı.

Mescid i Aksa’daki mevcut dini statü tehlikede mi?

O dönem mezuza yerleştirilen kapılar arasında Yafa Kapısı, Siyon Kapısı, Aslanlı Kapı ve Çöplük Kapısı bulunuyordu. Döneme ait fotoğraflarda Rabbi Goren, General Uzi Narkiss ve Kudüs’ten bazı kamu figürleri görülmektedir. Yerleştirilen mezuzaların muhafazaları bronzdan yapılmıştı ve bir kısmı altın kaplamaydı. Bunlar Ordu Başhahamlığı tarafından temin edilmişti.

Son yıllarda yapılan incelemelerde, özellikle 2020’de Yafa Kapısı’nda yapılan bir kontrolde, tarihî mezuzaların muhafazalarının boş olduğu ortaya çıktı. Süslemeli dış kaplama dururken, dini açıdan esas olan pergamentin kaybolduğu görüldü.

Pergamentin yerleştirilmesinden kısa süre sonra çıkarıldığı düşünülmektedir. Bunun, dönemin Savunma Bakanı Moshe Dayan’ın bölgedeki egemenlik tartışmalarında siyasi gerginliği önlemek istemesiyle ilgili olduğu değerlendirilir. Mevcut dini statünün korunması amacıyla, bölgenin idari sorumluluğu daha sonra Waqf’a devredilmiştir. Kapılara mezuza yerleştirilmesi, Eski Şehir’in kamusal alanında Yahudi dini varlığını güçlendirme çabası olarak görülmüş ve Dayan bu adımı sınırlamak istemiştir.