Ataların Mağarası: Babaların Mezarı, Oğulların Başarısızlığı

Kudüs’ten El Halil’e yolculuk ortaya koyuyor: kutsal bir mezarın yanında, çatışma hâlâ canlı

Kudüs’ten El Halil’de bulunan Ataların Mağarası’na yapılan yolculuk, Kudüs’teki merkezi otobüs terminalinden 383 numaralı hatla başlar. Anons güvenli bir yolculuk vaat eder, ancak bu güzergahta her zaman olduğu gibi insanın içi hafifçe sıkılır. Yıpranmış koltuklar, yorgun camlar ve Kudüs’ün tanıdık manzarası yavaş yavaş değişir. Gilo’nun da aralarında bulunduğu kentin güney mahalleleri, ardından Beitar Illit ve Tzur Hadassah gibi yerler tepeleri ve vadileri ortaya çıkarır. Bağlarda sonbahar yaprakları, zeytinlikler ve alçak kesimlerde kış birikintileri.

Bugünün Kudüs’ünde Tekvin Kitabı’nın sona ermesi ne anlama geliyor?

Geçtiğimiz Şabat’ta Kudüs’teki sinagoglarda Tekvin Kitabı’nın okunması tamamlandı. Kitap, Yakup’un ölümü ve El Halil’deki Ataların Mağarası’na defnedilmesiyle sona erer.

Burası, İbrahim’in Hititli Efron’dan satın aldığı aynı aile mezarlığıdır. Neredeyse teknik görünen bu anlatıda çarpıcı bir stratejik hamle gizlidir: hukuki ve aleni bir satın alma, tam bedeli ödenmiş, mülkiyeti tartışmasız bir toprak parçası. İbrahim’in daha o zamanlardan belleğin, egemenliğin ve kök salmanın bir mülkiyet belgesiyle başladığını kavradığı görülür.

Kudüs’ten El Halil’e uzanan yol bu toprak hakkında ne anlatıyor?

Kudüs’ten El Halil’e uzanan yol bu fikri pekiştirir. Duraklar kutsal metinlerden alınmış adlar taşır: Nofei Mamre, Kiryat Arba, Kalev ben Yefune, Davud, Yeşu. Bunların yanında Halhul, Beyt Ummar, Yatta ve Dahariya gibi adlar belirir. Yol haritası kendi başına çift katmanlı bir hikâye anlatır. Pencereden görülen manzara da aynıdır: kiremit çatılar, bahçeler ve klimalar; karşılarında düz çatılar ve siyah su tankları. İki halk ve aynı mekânın iki farklı yorumu.

Güzergâh boyunca yeşivalar ve dini eğitim kurumları bulunur, genç kuşağın durakları. Ardından varış noktasına yaklaşırken terk edilmiş dükkânlar görülür; ekonomik umudun aşındığı, geçim kaynaklarının zayıfladığı yerler.

Ataların Mağarası’na girildiğinde ne yaşanır?

Kudüs’ten gelip Ataların Mağarası’na girildiğinde nefes tutulur. Müezzinin çağrısı Hasidik ezgilerle yarışır, sayısız basamak geniş bir mekâna açılır. Burada İbrahim ve Sara, İshak ve Rivka, Yakup ve Lea yatmaktadır. Esav da buraya gömülüdür, ancak saygın bir işaret olmadan, neredeyse bir dipnot gibi.

Çelişki açıktır: aynı babanın oğulları olan iki halk, tek bir kutsal mekânı paylaşır, ancak geleceği paylaşamaz. Mezarlar eski halılarla örtülüdür, Arapça tabelalar vardır, yeşil kapılar kapalıdır. Kutsallık korunur, fakat gerginlik içinde.

Kudüs’ten Ataların Mağarası’na yapılan yolculuk yalnızca coğrafi değildir, zaman katmanları içinde bir harekettir. Teddy Stadyumu ile insanlık tarihinin ilk aile mezarlığı arasında bellek, inanç ve çatışmadan oluşan düz bir hat uzanır. Atalar ve analar burada gömülmüştür ve soyları mirasın anlamı üzerine tartışmayı sürdürür.

İbrahim, titiz ve belgelenmiş satın almasıyla bir gerçekliği sabitlemek istemişti; güce değil uzlaşıya dayanan, toprağa derinlemesine kök salan bir gerçek. Binlerce yıl sonra, iki din için kutsal olan aynı yer, uzlaşının ne kadar zor kaldığını yansıtır. Belki de bu yüzden Kudüs’ten El Halil’e yapılan yolculuk, otobüsten inildiğinde sona ermez. Kente dönüşte eşlik eden soruyla devam eder: ortak bir mezardan ortak bir yaşam doğabilir mi? Yoksa herkes, dinmeyen bir tarihin sessiz tanıkları olarak mı kalacaktır?